Endüstriyel Nesnelerin İnterneti ve Güvenlik Zorlukları

Henüz “Nesnelerin İnterneti” (IoT) için güvenlik sorunları çözülememişken IoT’nin endüstrinin içine girmesi ve uçtan uca etkileşimli üretim ağlarının doğal olarak kontrol edilemez bir biçimde büyümesi bizi yepyeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya getirdi. Gelin bu zorlukları ana başlıklar altında özetleyelim:

Smart-Manufacturing-11[1]

Kesintisiz Ağ Hizmetinin Sağlanamaması

Üretim içerisindeki makine, ekipman, sensör, kontrol ünitesi vs. gibi pek çok nesnenin birbirine ve buluta bağlı (connected) olduğu, anlık veri toplama ve işleme yetkinliklerinin organizmanın parçaları olarak düşünüldüğünde herhangi birisinde veya tamamındaki kesintilerin organizmanın işleyişini bozduğu akıllı üretimde ağ hizmetinin önemi yadsınamaz.

IoT[1]

Yazılım Geliştirme Yaşam Döngüsündeki Sıkıntılar

Güvenliği geliştirme sürecine katmamış eski yazılımlar, alt seviyelerde iletişime geçen cihazlar, güvenlik protokollerinin olmadığı ya da uyumsuz olduğu sistemleri birbirine bağlarken SSDLC prensiplerine uygun geliştirme yapılmaması ya da yapılamaması da önemli bir açık. Ortak bir standardın olmadığı yapıları birbirine güvenli bir şekilde bağlamak her zaman kolay olmuyor. En zayıf halka gittiğinde yapının tamamının gideceği öngörülerek doğru yazılım geliştirme süreçleri uygulanmalı.

2947939151[1]

Yetersiz Değişiklik Yönetimi Uygulamaları

Uç noktalarda yapılan her değişikliğin kontrollü bir şekilde yapılması güvenlik açısından hayati önem taşımaktadır. Değişiklikleri kayıt altına alıp, analiz edip, yönetemeyen bir şirket üretim hattını kendi elleriyle tehlikeye atmaktadır.

change management process değişim değişiklik erdem aksoy

Yetersiz Risk Yönetimi Uygulamaları

Atılan her adımın risklerinin hesaplanmadığı bir ortamda yolumuzu çizmek ve izlemek imkansızdır, özellikle de endüstriyel IoT güvenliği gibi sağlam temellere oturmayan bir teknolojide.

RISK CONCEPT

Uç Noktaların İzlenebilirliği

Her ne kadar uç noktaları izleyebilen ve belirli bir seviyeye kadar güvenlik sağlayabilen sistemler olsa da üretim firmalarının bilinçsizlikleri sebebiyle bu yatırımları yapmadan dijitalleşmesinin getireceği zorlukla gün geçtikçe artmakta.

AdobeStock_201721018-696x425[1]

Tabii ki bu olası zorluklara ek olarak pek çok konu daha sıralanabilir. Kesin olan bir şey var ve maalesef o da üretim şirketlerinin gözleri kapalı olarak dijitalleştikleri.

ITIL 4 ile IT Hizmet Yönetimi

2011’den bu yana güncellenmeyen ITIL, ITIL 4 olarak hayatımıza girdi.

ITIL, service management, itsm, it, management

Şimdi diyeceksiniz ki eski öğrendiklerimiz çöpe mi gitti? Hayır, ITIL 4 eski versiyondan çok farklı değil, sadece eskiden birbirinden biraz daha bağımsız olarak aktarılan süreçlerin bir bütün halinde nasıl kullanılabileceğinin anlatıldığı ve ITIL Practitioner ile hayatımıza giren uygulama konseptlerinin daha Foundation seviyesinde empoze edilmeye başlandığı çok başarılı bir versiyon olmuş. Sürekli iyileştirmenin öneminin altının çizilmesi, DevOps, Agile, Lean gibi diğer metodolojiler ile nasıl birlikte çalıştığının anlatılması, daha bütünleşik bir bakış açısına geçilmesi de diğer artıları.

Her IT profesyonelinin en az Foundation seviyesinde bilmesi gerektiğini düşündüğüm ITIL 4 için Axelos tarafından yetkilendirilmiş eğitim kurumlarından eğitim alabilir, sınavına girerek kendinizi sertifikalandırabilirsiniz. Foundation sonrası devam etmek isteyenler için de çok güzel bir kariyer tercihi olabilir.

ITIL, kariyer, ITSM, sertifika, certification, carrier, master, foundation, practice

Türkiye’de ITIL eğitimlerinde tavsiyem Educore, eğitmeni Erman Taşkın‘ın ITIL 4’ün yazarları arasında bulunmakta olduğunu ayrıca eklemek isterim.

ISO 27001’e Çevik Yaklaşım

ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi’ni kurmak artık eskisi kadar zor değil. Reçetesi çıkmış, neler yapılması gerektiği bilinen, yetişmiş eleman kaynağının bile rahat bulunabildiği bir konu haline geldi artık 27001.

Ama sistemi kurmak ile yaşatmak arasında ince bir çizgi var; kurduğunuz sistemi planlı bir şekilde yaşatmazsanız bir süre sonra takip etmesi zor ve içinden çıkılamaz bir yapı haline geliyor.

iso-27001-1[1]

Farklı iş yerlerinde, farklı ekiplerle, farklı stratejilerle yönetildiğini tecrübe ettiğim ISO 27001 için son günlerde izlemeye başladığım yöntem ise Agile (çevik) yönetim, daha da açmak gerekirse Scrum metodolojisi.

Daha önce yazılım projelerinde tecrübe ettiğim, küçük çaplı projelerde başarısını gördüğüm, karmaşık ve kalabalık ekiplerde iş paketlerinin yığıldığı, takip edilmesinin imkansız hale geldiği projeleri de yaşadığım Scrum’ı ISO 27001’in yaşatılması için kullanma fikri, klasik iş planında ana başlıklar altında verilen sorumlulukların denetimlerde hep eksik verir hale dönüşmesi üzerine detay kırılıma gitme ihtiyacıyla gelişti.

Kişilerin yetkinliğine ve sorumluluk bilincine olan güvenle yürütülemeyen büyük parçaları “böl ve fethet” yöntemi ile, küçük parçalar halinde, çıktılarını daha görünür hale getirerek ilerletmenin faydasını ilk günden itibaren hissetmeye başladık.

scrum-nedir-780x405[1]

İşe büyük parçaları görebildiğim klasik iş planı ile başlamak ilk adımımdı. ISO 27001’in yaşam döngüsü içerisinde periyodik olarak yapılması gereken işleri öncelikle ay bazında bölerek ana başlıklarıyla bir “master plan” oluşturmak aslında daha önceden verimli bir şekilde yürütemediğimiz işlerin listelenmesinden başka bir şey değildi.

Sonra sıra sürecimiz için uygun periyodun belirlenmesi ve iş adımlarıyla ilgili kuralları tanımlamaya geldi.

Yazılım projelerinde haftalık ya da 2 haftalık sprint periyotları iş takibi için uygunken ISO 27001 için işin doğası gereği aylık sprint’lerin uygun olduğu kanısına varıp, günlük toplantılar yerine haftalık toplantılar ile planlama yapmaya karar verdik.

scrum335[1]

Klasik akıştan sapmadan ISO 27001’in doğasına uygun adımları Trello uygulaması üzerinde oluşturarak görülebilirliği arttırmak adına takibimi kolaylaştıracak etiketler ile de destekledik.

Aylık açılan panolarda ana adımları iş kartlarına bölerek yapılacaklar listemizi oluşturup, haftalık toplantılarda da o haftanın planlamasını yaparak verimli ve görülür bir akış elde ettik.

trello

İşin yönetimi ve izlenebilirliği açısından haftalık planlamalarla takip edilen aylık panolar işin mutfağı iken yapılan işlerin yönetim gözüyle görünür kılınması için ise yine Trello üzerinde BigPicture eklentisinin yardımını aldık.

Tüm iş kartlarını bir liste halinde görüp etiket ve terminlerine göre takip edebildiğimiz bu ekranda ayrıca bir Gantt şeması yardımıyla da proje planımızı izlenebilir hale getirdik.

BigPicture

Planlı, Plansız, Gecikmeli işlerin ne olduğunu tek ekrandan takip edip, her küçük iş kartının çıktısını kontrol altına alabildiğimiz bu yeni sistemde kişilerin yetkinlik ve sorumluluk bilincinden bağımsız kontrollü bir yapıya geçerek ISO 27001’i yaşatılabilir bir yapıya soktuk.

Bundan sonrası metodolojiye uyum ve sürekli takip, her proje ve operasyonda olduğu gibi.

Geleceğin Şirketlerinde Teknolojinin Yeri

90’lı yıllar ile kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan teknoloji şirketlerinin piyasadaki gücü, 2000’lerin başında tepeye oynamaya başlayan devleri çıkardı.

İnternet teknolojilerindeki gelişim ile mobil cihazların yayılması daha küçük şirketleri büyütürken, büyükleri ise listenin başına taşıdı.

İsterseniz aşağıdaki listeye bir bakalım. Listemiz 2001-2016 yılları arasında dünyanın en büyük 5 şirketinin değişimini gösteriyor.

Enerji, finans ve perakendeciliğin yanında Microsoft gibi bir devin ilk 5’te olduğu listede 2016’ya geldiğimizde 5 teknoloji şirketi görüyoruz.

Tech

Neden?

Çünkü dünya değişti. Günlük hayatımızın değişmez parçaları olan mobil cihazlar ve teknoloji, iş yapışımızdan eğlencemize, alışverişimizden ilişkilerimize herşeyin içine girdi.

Peki bu değişiklik nasıl oldu?

Teknoloji firmaları ürün ve hizmetlerini değişen dünyaya göre konumlandırabildiler çünkü dünyayı değiştiren onlardı, dolayısıyla bu konuda çok zorluk yaşamadılar.

Diğer sektörler ise teknolojiyi bir ihtiyaç olarak görüp kendilerini tüketici olarak konumlandırdılar, bu da teknoloji firmalarını büyütürken, her ne kadar büyük bir harcama kalemi olarak teknoloji çıkmış olsa da diğer sektörlerin maliyetlerini büyük ölçüde düşürdü.

Düşen maliyetler satış fiyatlarını düşürdü, teknolojisi daha iyi olan firmalar bir adım daha öne geçti derken artan tüketime rağmen diğer sektörlerin kazançları düştü, buna paralel yaptıkları teknoloji yatırımı ise arttı.

finans-1000x281[1]

Finans kurumları kendi iç dinamikleri sayesinde bu genellemenin dışında kaldı diyebiliriz ama geri kalan tüm sektörlerde teknoloji firmaları aslan payını kaparken eski dünyanın para getiren materyallerini üretenler yeni dünyada bir adım geride kaldılar.

Peki finans kurumları, özellikle bankalar neden bunun dışında kaldılar?

Aslında teknoloji yatırımları ilk başladığında bankalar da diğerlerinden çok farklı değildi. İleri gitmek için teknolojiyi kullanmaları gerektiğinin farkındaydılar fakat nasıl yapılacağını bilmiyorlardı. Önce satın alarak başladılar. Donanımda hala tüketici durumundalar ama yazılım satın alınarak kendilerine özel iç süreçler ile güvenlik gereksinimlerini yürütemeyeceklerini anlamaları uzun sürmedi ve hepsi birer yazılım şirketine dönüştü.

Banka deyince şube tabii ki aklımıza geliyor ama online işlemler ve ATM’ler artık hayatımızda daha fazla yer alan arayüzler. Kaldı ki sadece arayüzlerden bahsediyorum, bir de bunun arka planındaki sistemler var. İsterseniz aşağıdaki 2015 yılına ait grafiğe bir bakalım, yıllar içinde online bankacılık ile şubeden direkt bankacılık nasıl yer değiştirmiş görüyorsunuz:1533.M_Mobile_Banking_Exceeds_Branch_Banking[1]

Nesil değiştikçe aradaki makas daha da açılacak, unutmamak lazım ki hala online işlem yapamayan nüfusun oranı azımsanamayacak kadar fazla ve yeni yetişen nesil bebeklikten itibaren dijital dünyada.

Dediğim gibi, bankacılık sektörü kendi dinamikleri sayesinde günümüze daha kolay adapte oldu ve bankalar ürünü para olan teknoloji şirketleri oldular.

Diğer şirketler ise elle tutulan ürünleri üretirken hala tüketici olma durumunda kaldılar, ki bu da son zamanlarda adını çokça duyduğunuz Endüstri 4.0 devrimini doğuran ana sebeplerden biri oldu.

INDUSTRIE4.0[1].png

Teknolojiyi üretimi destekleyen bir araç olarak gören şirketler baktılar ki kendilerine teknoloji satan şirketler, kendi yapabildiklerinden daha iyisini yapabilecek kapasiteye gelmişler.

Teknolojiyi amaç edinen şirketlerin piyasadaki başarılarının sadece diğer şirketlere teknoloji satmalarından gelmediğini, kazançlarını ve teknolojik tecrübelerini farklı sektörlerin en iyisi olmak için kullandıklarını görmek için kahin olmaya gerek yok.

Yazılımdan kazandığı parayı otomotiv, güneş enerjisi ve uzay teknolojisine yatıran Elon Musk, her ne kadar PR konusundaki başarısı ile kendini sivrilten bir kişi olsa da, buna güzel bir örnek olarak verilebilir.

Şirketlerimizi geleceğe taşımanın yolunun farklı ürünler ya da hizmetler satan teknoloji şirketlerine dönüşmekten geçtiğini, fark yaratan teknolojileri kullanmadıkça rakiplerimizden ileri gidemeyeceğimizi anlamak, dijital dönüşümümüzün ilk adımı olarak ele alınmalıdır.

Future concept

Dijital dönüşümü yaparken amacı trendi yakalamak ya da dönüşümden ziyade eski iş yapış alışkanlıklarına destek olmak olanları bekleyen sonuç pek iç açıcı olmayacak, dijitalleşmeyi özümseyebilenler, teknolojiyi, bilişimi işlerinin bir parçası, hatta hammaddesi görenler ise yarınları görebileceklerdir.

Artık çekice sahip olmanın güce sahip olma devri geçti, o tarih öncesi çağlardan yakın çağa kadar olan zamandı. Endüstri 4.0’ı yani 4. sanayi devrimini konuşuyorsak çekiçten sonra gelen 3 sanayi devrimindeki eksiklerimizi kapatmalı ve bunu yaparken 4.’nün bize getirdikleri ile harmanlamalıyız.

375e0-199mcuorajql6b7ih-bugpa

Bunları yaparken bizi neler tetiklemeli ve bunlardan neler çıkarmalıyız?

  1. Dünyayı artık birbirine bağlı bir ağ olarak görmeliyiz. Bu ne mi demek? Yılın 365 günü, mekandan bağımsız, 7/24 connected” yaşıyoruz. Üretimden satışa herşeyin birbirine bağlı olduğu bir zincirde müşteri istediği yerden siparişini verip istediği zamanda, istediği yere teslim ettirebilir ve bunu tamamen birbirine bağlı sistemler sayesinde yapabilir. Geleceğin (hatta günümüzün) ihtiyacı bu yöndeyken ne yapıp da bu hizmeti tercih edilecek kalitede sağlayabiliriz bizlere kalmış.
  2. Nesnelerin İnterneti (Internet of Things, IoT): Cisco’nun tahminlerine göre 2020 yılında dünyada 50 milyar cihaz birbirine bağlı olacak, bu da bize her konuda çok büyük miktarlarda veri sağlayarak akıllı sistemlerin ve karar verme mekanizmalarının yaratılmasında yardım ettiği gibi, verimliliğimizi de arttıracak.
  3. İnovasyon her alanda hayatımızın bir parçası olacak! Küçük, çevik ve hedefe doğru yönlenmiş şirketler inovasyonla hızla büyüyebilecek.

Tabii ki bunların hepsi tek bir şartla olacak: Teknolojiyi işimizin çekirdeğine konumlandırırsak.

mobile-technology-2-1[1]

Yarınlar göründüğünden daha parlak, yeter ki teknolojiyi bir baston olarak görmeyelim, teknoloji yolumuz olduğu sürece önümüz aydınlanacak.

Unutmayın, günümüz dünyasında “Her şirket teknoloji şirketidir!”


Read it @medium

Bilgi Teknolojilerinde Değişimi Yönetmek

iStock-482819124-1254x506[1]

Herakleitos’un günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce de dediği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”. 

İhtiyaçların, standartların, yasaların, bağlı sistemlerin ve paydaşların sürekli değiştiği sistemlerde de değişim kaçınılmazdır. Değişimi nasıl yöneteceğimiz ise her ne kadar bize kalmış olsa da, minimum gereksinimler için standartların bizi nerelere yönlendirdiğini izlemekte fayda olduğu gözardı edilemeyecek bir gerçektir.

Gelişmiş ülkelerde standardizasyon önem verilen bir konu olduğu için yıllardır uygulanan teknikler olsa da ülkemizde BT ekipleri/şirketleri değişimi yıllarca yönetmedi. İhtiyaç duyulmadı diyenler de olabilir ama benim görüşüm farklı, ihtiyaç her zaman vardı ama BT’nin iş süreçlerindeki önemi henüz anlaşılamadığı için değişimin yönetilmesi hep geri planda kaldı.

BT sistemlerinin bağımsız çalıştığı ve sayılarının az olduğu zamanlarda her ne kadar kişiye bağımlılık problemi olsa da değişimi insanlar üzerinden yönetmek kolaydı. Çalışan, sorumlu olduğu sistemin tarihçesini de bildiği için dokümante edilmemiş olsa da çalışabilir ve karar verebilir durumdaydı.

Bu durum uzun süre sorun yaratmadı, çalışan orada olduğu sürece sorun çıkmayacağı fikri yönetimlerin kafasında yer etti etmesine ama bu durum da BT birimleri içerisinde kendini geliştirmeyen, varolan sistemi devam ettirme (statüko) üzerine çalışan dinozorların yer etmesine yol açtı.

Dinozorlar statükoyu koruma konusunda iyiydiler, sistematik çalışmamaları sebebiyle dokümantasyon ve kayıt tutma en düşük seviyede kaldığından anlık maliyetleri de düşük kalıyordu fakat işin kalite maliyetleri göz önüne alınınca yaptıklarının yanlış olduğu ortadaydı. Dolayısıyla sistematik bir değişim yönetimi BT için de ihtiyaç durumuna geldi.

Dinozorların diğer bir kötü etkisi de gelişime açık, genç ve arzulu elemanların ekipten ayrılması yönünde oldu. Statükoyu devam ettiren şirketler yeni ve iyi elemanları elinde tutmakta zorlanırken, dinozorlara ayak uyduran ve değişime/gelişime ayak direyen çalışanlar kadroları doldurdu. Bu da şirketlerin günü yakalamasının önünde günden güne büyüyen bir engel haline geldi.

5608686e1900003000fde7df[1]

Son yıllarda sistemlerin sayısının artması ve karmaşıklaşmasının yanısıra entegrasyonların da hayatımızın daha büyük parçaları olduğunu düşündüğümüzde değişimin etkilerinin de paralel olarak büyüdüğünü de anlamak için alim olmaya gerek yok. Bağımsız sistemlerde tek kaynaktan gelip tek ya da az sayıda kaynağı besleyen veriler artık hayatımızın parçaları değiller. Farklı kaynaklardan toplanıp, farklı sistemleri besleyen verilerle karşı karşıyayız. Dijital dönüşümün hızlandığı, nesnelerin interneti ve endüstri 4.0 konseptlerinin de sistemlerimiz arasındaki bağlılığı günden güne arttırdığı bir süreçte oluşan büyük verinin yönetilebilir olması daha da önemli oldu.

Büyük veri diyoruz ve genelde dinozorlar büyük veriyi bir ebat sorunu olarak algılıyorlar. Sorunun bir boyutu elbette verinin çok olması ama diğer bir boyutu da farklı sistemler arasında dağınık olması. Bu dağınık veriyi yönetemedikten sonra toplanan veri bizim için depoladığımız çöpten başka bir şey değildir. Yönetimi içinse sistemlerdeki değişimin etki ve risklerinin yönetilebilir olması gerekmektedir.

ITIL çerçevesinde bir geçiş süreci olarak tanımlanan değişim yönetimi süreci de donanımdan yazılıma, veri yönetiminden ağ yönetimine tüm sistemlerdeki değişikliklerin kayıt altına alınmasından canlıda sorunsuz halde çalışmasına kadar geçen sürede yapılması gerekenleri standardize ederek değişimin kontrollü bir biçimde gerçekleşmesini yönetmeye yarıyor.

IC-change-managment[1].png

Minimum gereksinimler bazında baktığımızda değişim yönetimini 5 adımda özetlesek de diğer süreçlerle bağlantılarının ne kadar derinlere gittiğini gördükçe aslında BT Hizmet Yönetimi’nin ne kadar geniş bir alan olduğunu ve tekil süreçlerden ziyade bir ağ gibi, BT’nin her yerinde uygulandıkça daha iyi sonuçlar ortaya çıkaran bir yönetim sistemi olduğunu görebiliriz.

Adımlara ve bizden istenen minimumlara gelirsek;

  1. Request for Change: Değişiklik Talebi… İstenen değişimin kayıt altına alınması adımıdır. Olay ve talep yönetimi süreçleri ile doğrudan ilişkilidir.
  2. Impact Analysis: Değişikliğin etki ve risklerinin analiz edildiği adımdır. Konfigürasyon yönetimi süreci ile doğrudan ilişkilidir.
  3. Approve / Deny: Onay adımımız. Değişiklik Değerlendirme Kurulu (Change Advisory Board) ile değişikliğin etkilerinin değerlendirildiği bir görüşme yapılır. Değişikliğin zamanlaması ve bağımlılıkları konusunda paydaşların fikri alınır.
  4. Implement Change: Değişikliğin gerçekleştirildiği adım. Geliştirme, test ve devreye alma adımları burada işler. Devreye alma ve konfigürasyon yönetimi süreçleri ile doğrudan ilişkilidir.
  5. Review / Reporting: Devreye alınan değişikliğin etkilerinin canlıda izlendiği adımdır.

Doğrudan ilişkili süreçlere ek olarak değişikliğin içeriğine göre kapasite yönetimi, tedarikçi yönetimi, bütçe yönetimi gibi diğer hizmet yönetimi süreçleri ile de etkileşim olabilir.

Değişim Yönetimi ayrıca yazılım ve sistem geliştirme yaşam döngüsü ile birebir örtüşen bir akışa sahiptir. Analiz, geliştirme, test ve canlıya alma süreçleri birebir değişim döngüsü içerisinde ele alınır. Günlük operasyonlardan oluşan bakım süreci ise yeni değişiklikleri tetikleyerek döngüyü tamamlar.

Sürecin başında tanımlı bir değişiklik yöneticisi bulunması gerekmektedir. Değişiklik Denetleme Kurulu’nun toplanması ve değişiklik onaylarının verilmesi gibi önemli görevler bu yöneticinin sorumluluğunda işleyen görevler olsa da süreç tüm ekibin ahenkli çalışması ile doğru sonuç verir.

Takım çalışması, değişimin yönetilebilmesi için olmazsa olmazdır.

Teamwork[1]

Değişimden etkilenen ve değişimi etkileyen tüm birimlerin ortak bir amaç için, yani değişimin başarılı sonuçlaması için birlikte çalışması bizi doğru sonuca götürür.

Kaçınılmazdan kaçmadan, değişimin ve gelişimin yanında, en doğru sonuçlara ulaşabilmek için bir ekip olarak uyguladığımız değişim yönetimi, kurumsal BT yönetiminde günü ve geleceği kurtarır.

Read it on Medium

CMDB, a pain in the neck… Is it really?

 

For most of the organizations, maintaining a healthy CMDB (Configuration Management DataBase) is a really hard job.

Is it really that difficult or are we doing something wrong?

Let me tell you something, it is not that difficult and yes, you are doing something wrong.

Organizations start projects for CMDB implementation and most of them result with a failure. You are not destined to fail, all you need is to plan it right and take time to analyze before you implement, not the other way around.

And do not forget that the configuration management process is the core of IT service management, so have your CMDB and configuration management process before you start with other processes like change management for the best result.

CAREER-DEV_iStock-518310332[1]

First of all, start with a good scope definition. You don’t want to fill your CMDB with configuration items that you are not really dealing with. Take time to understand what different units work on, where do they keep their data, whether scanning and auto-populating the CMDB is possible, and on what extent the scanning tools can populate your CMDB.

Now you know what you can do and what you should do.

Decide on the classes and carefully select the attributes for each class depending on your needs and the capability of your data sources. You now have your organization’s data dictionary with all the details.

The next step is to decide on the relations between classes: Applications run on servers, depends on network and so on.

You are now ready to implement it once you have everything ready on paper.

Then comes the related processes, your service management will be shaped around the CMDB. How you are going to track the change history, when you are going to update a CI, how you are going to use the dependencies in order to fix the problems, they are all the subjects of related processes but cannot be done if you don’t have a steady CMDB.

It is not that difficult to accomplish but it must be done in the right order. Do it right once and you will be ready to excel in the other processes as well.